66 Milyon Yıllık Memeli Fosili Hakkında Evrimci Yakıştırmalara Cevap

Paylaşım

Madagaskar adasında, Kretase döneminden kalma soyu tükenmiş  bir  memeli türünün fosili bulundu.  Adalatherium adı verilen fosilin yaşadığı  devir günümüzden 66 milyon yıl önceki yer tabakasıdır.  Adalatherium ismi de ‘çılgın hayvan’ anlamına geliyor. Büyüklüğü kedi boylarındadır.1

Madagaskar’daki 66 milyon yıllık memeli iskeleti, Dr. David Krause liderliğindeki ekip tarafından keşfedildi. Dünyanın en büyük dördüncü adasında dev timsahlar ve dinozorlar arasında yaşayan keseli sıçan boyutundaki bu memelinin keşfi, Nature adlı dergide duyuruldu.2 Evrimciler bu canlının adadaki özel şartlardan dolayı farklı özelliklere evrimleştiğini iddia ettiler. Oysa bu iddia da evrimcilerin her zaman yaptığı gibi zan ve tahmine dayalı bir görüştür. İddianın geçersizliğini evrimcilerin iddiaları ile birlikte  inceleyelim;

Adalatherium adlı memelinin iskeleti Nature’da yer alan ifadeyle ‘ aşırı derecede şaşırtıcı bir biçimde neredeyse eksiksiz’ bir yapıdadır.3   Bu ise canlının rastgele mutasyonlarla veya sözde tesadüfi doğa şartlarıyla söz konusu özelliklerini kazanamayacağını gösterir. Adalatheriumun iskelet yapısındaki muhteşem düzen ve simetrik  tasarım, Allah’ın altın oranla yarattığı, tasarlanmış bir canlı olduğunu gözler önüne serer.

Evrimciler canlının kendisine has bazı  özelliklerini sayarak diğer memelilerden farklı olduğunu iddia etmekte ve bunu evrimsel bir değişim gibi lanse etmeye çalışmaktadırlar .  Üstelik saydıkları özellikler belirgin farklılıklar değildir,  canlının vücudundaki basit ayrıntılardır. Oysa bu bilimsel bir bakış açısı değildir. Her canlı grubu içerisinde kendisine has özelliklere sahip türler vardır. Adalatherium’un soyu tükenmiş bir memeli olduğu hatırlanırsa bu durumun çok olağan olduğu görülür. Üstelik Adalatherium’’un  taksonomik sınıflandırmada yer aldığı grup ve aileye bakılırsa bunlar ailenin genel ve ortak özellikleridir. Yanı Adalatherium’u ilginç ve çok farklı kılan bir özelliği yoktur. Şimdi bu durumu yakından görelim;

Adalatherium, taksonomide  Gondwaterian sınıfının üyesidir. Detaylı inceleme yapıldığında  Adalatherium’un Gondwaterian’ın da ait olduğu Multituberculata (Fare boyutundan kunduz boyutuna kadar 200’den fazla tür olan canlı grubuyla) ailesindeki “plagiaulacidans”a (dinozorlarla aynı devirde yaşayan soyu tükenmiş memeli) benzer bir canlı olduğu görülür..4  Nature  “Yeni taksonu içeren bir filogenetik analiz Gondwanatheria’yı kardeş grup olarak Multituberculata’ya geri kazandırır” cümleleriyle bunu dile getirmiştir.  Ayrıca Adalatherium fosilinin,  Hegetotheriidae (tavşana benzeyen soyu tükenmiş kemirgen memeli canlı grubu)  üyesi olan  Paedotherium (yumartalı keseliler hayvan cinsi) ile karşılaştırıldığında her ikisinin de büyük, kemirgen benzeri kesici dişleri vardır, başparmakları yoktur. Tavşan ve kedi boyutlarında olan iki türün boyutsal benzerliği de gözden kaçmamalıdır. Özetle Paedotherium ile Adalatherium’un özellikleri birbirine benzemektedir.5  Kısaca bahsettiğimiz bu tespitler Adalatherium fosilinin özelliklerinin grubun diğer üyelerinden çok farklı olmadığını gösterir. Evrimciler fosilin diğer memeli aileleriyle olan benzerliklerini gözardı edip, fosile  abartılı bir anlam yüklemektedirler. 3 Mayıs 2020 tarihinde yayınlanan bilimsel bir analizde evrimcilerin bu hatalı yorumu şöyle tenkid edilir;

“(Adalatherium fosilini keşfeden) Krause, ekibi için taksonomik (fosilin benzerliklerinin kıyaslandığı canlıların sınırlandırması) odağı daralttı, ancak biraz daralttı. Göz ardı edilen  Paedotherium (yumurtalı keseliler) bu özellikleri ve yüzlerce daha fazlasını paylaşmaktadır…Benzerlikler açıktır.”6

Bu analiz raporunda evrimcilerin Adalatherium’’un özelliklerini abarttıkları şöyle ifade edilir;

“(evrimcilerin iddiaları) bunların hepsi abartı. Paedotherium takson listesine eklendiğinde, özelliklerinin hiçbiri garip değildir…”7

Bu nedenle bu raporun metin başlığı şöyle atılmıştır:

“Adalatherium: Bu ‘çılgın canavar’ taksonomik dışlanmadan  ve abartmalardan  muzdarip”8

 Açıkça görüldüğü gibi Adalatherium, diğer memelilere çok benzeyen bir canlıdır. Evrimcilerin yansıttığı gibi farklı özelliklere sahip, garip bir canlı değildir. Araştırmada evrimci  bilim adamlarının  bu hatayı kasıtlı olarak yaptığı, amaçlarının propaganda olduğu  şöyle ifade edilir:

“ İlgili taksonları atlamak Paleontolojide yaygın bir konudur. Bu durumun manşetlerin dışında neyi yönlendirdiğinden emin değiliz.”9

Analizde  evrimci bilim  adamlarının propaganda için yaptığı bu ‘fosilin diğer memelilerden farksız olduğunu’ gizleme taktiği şöyle eleştirilir;

“Adalatherium’un keşfedilmesi ve kurtarılmasıyla ilgili tüm çalışmalardan sonra , sınıflandırma listesinin genişletilmesi yapılacak en kolay şey… ve her zamanki gibi en önemlisi olurdu. Basitçe sınıflandırmayı ihmal etmek, yanlış bir sonuç çıkarır, harika bir keşif zannedilir, sargı altında tutulur ve yirmi yıl boyunca prestijli kurumlarda, Nature’da  ve dünya çapında yaygın olarak duyulan utanç verici bir hataya neden olur.”10

Science Alert’te evrimcilerin abartılı başlıklarına karşın, normal memelilerden çok da farksız olmadığını  şöyle yazar:

 “çılgın hayvanın (Adalatherium)  çılgınlığına neden olan faktörler tam olarak açık değil”11

Analizde, Adalatherium’un  bulunduğu sınıflandırmaya bağlı bir memeli olduğu ve canlının  medyada lanse edildiği gibi ilginç bir özelliği olmadığını ve bu yanlışın düzeltilmesi gerektiği şöyle anlatılır;

“Adalatherium, 100 yılı aşkın süredir bilinen, geleneksel olarak gözden kaçan bir taksonun sadece küçük bir çeşididir. Kronolojik olarak o kadar eski değil. Filogenetik olarak bu çılgın, garip veya tuhaf değil. Sınıflandırmanın ihmal edilmesi, akademik makalelerde en ortak hata olmaya devam etmektedir . Bunu düzeltelim.”12

Adalatherium’’un  sıralanan özelliklerini ve bunların evrime delil teşkil etmediğini daha yakından görelim;

 Evrimci yayınlardaki iddia:

“Adalatherium herhangi bir memeliye göre yüzünde daha fazla deliğe sahip. Bu delikler; sinirler ve hassas bir burun sağlayan kan damarları için geçit görevi görüyordu. Bunun dışında memelinin burnunun üstünde çok büyük bir delik bulunuyor ve bu tür bir deliğe henüz herhangi bir yaşayan veya nesli tükenmiş memelide rastlanmadı. Adalatherium’un dişleri de diğer memelilere göre çok daha farklıydı ve omurgasında diğer Mezozoik memelilere göre daha fazla omur bulunuyordu. Bu farklılıklarla birlikte bir de memelinin bacak kemiklerinden bir tanesi garip bir şekilde kavisli yapıdaydı.”13

Canlının bu özellikleri ile ilgili  “Bu gizemli memelinin böylesine sıra dışı bir fosilini bulacağımıza asla inanamadık. ” diyen  Monash Üniversitesi’nden evrimsel morfolog Alistair Evans’ın sözleri tamamen göz boyamaya ve taraftarlarını etkileme amacına dayanıyordu. Sayılan özelliklerde  Adalatherium’’un  mükemmel yaratıldığının delillerini görüyoruz. Bu özelliklerin hiçbiri evrimcilerin arzuladığı delilleri içermez. Adalatherium ‘’un bazı farklı özelliklere sahip olması da Yaratılış harikasından başka birşey olamaz. Fosilin bulunduğu  Gondwana’nın üzerinde yer aldığı  eski süper kıtanın yüz milyonlarca yıl önce parçalara ayrılıp, sonunda da ‘çevreden izole bir Madagaskar adasının içinde var olduğu unutulmamalı. Böyle izole ve kendine özgün bir adanın içinde  bazı farklı özellikleri olan canlıların yaratılması da çok olağandır.   Şöyle  ki;

Adalatherium’’un yukarıda sayılan özellikleri onun adada yaşamasını kolaylaştıran önemli ve faydalı  özelliklerdir. Daha fazla omura sahip olması vücut ağırlığını hareket ettirme kabiliyetini kolaylaştırır.  Kedi boyunda büyük bir memeli olan bu canlının, daha büyük bir burna ve daha çok sayıda deliklere sahip olması da yaratılışının ihtiyacına göre kusursuz var edildiğini gösteriyor.  Dinozorlar ile aynı devirde yaşaması da onun büyük bir cüsseye sahip olmasının ekolojik dengeye uygun, normal bir yaratılış özelliği olduğunu gösterir. Günümüzde de balina veya filler gibi çok fazla dev memeli canlı vardır.  Dr. David Krause,  canlının diğer harika özelliklerini şöyle anlatır;

Kojikraniyofasiyal anatomisi, iyi gelişmiş yüksek frekanslı işitme ve keskin bir koku hissi ile otçul, geniş gözlü ve çevik olduğunu ortaya koymaktadır…kavisli ayakları iyi bir yer kazıcı olduğunun göstergesidir” 14

Evrimcilerin iddialarından biri de Adalatherium memelisinin, septomaxilla adı verilen burun üstünde küçük bir kemiğe sahip olmasıydı. Evrimciler bu kemiğin “yaşayan modern memelilerin atalarında 100 milyon yıl önce kaybolan bir özellik” olduğunu iddia ediyorlar. ( Bu kemiğin memelilerden 100 milyon yıl önce kaybolduğu iddiası da  evrimcilerin hayal gücünün ürünüdür.)  Oysa Natural History’nin de  yazdığı gibi septomaxilla kemiği tek delikli memelilerde de bulunur. Tek delikli (monotremler) memelilerde olduğu gibi Adalatherium ‘da  septomaxilla  kemiğinin olması normaldir. Aşağıda değineleceği gibi, memeli fosillerinin çoğunun eksik ve yüzeysel fosiller olması onlar hakkında detaylı bilgi sahibi olunmasını engellemektedir. Paleontolojik kazıların gelişmesiyle bu vb. bulgular artacaktır. Soyu tükenmiş  bir memeli olan Pseudobolodon’un da septomexilla kemikleri  vardır.  Üstelik bu canlı da Adalatherium gibi Multituberculata ailesine üyedir. ” (Hahn ve Hahn 2000, s. 98)   Belirtmek gerekir ki, bu  özellikler geçmişteki soyu tükenmiş canlılar bulundukça, diğer canlılarda da görülecektir.  Evrimcilerin ifade ettiği gibi  ‘bu iskelet Güney Yarım Küre’de keşfedilen herhangi bir Mezozoik memeli iskeletinden en eksiksiz olanı.’ Diğer fosillerde bir memeli hakkında bu kadar detaylı bilgi edinilemediği için  Adalatherium’un anatomisi ön plana çıkarılmaktadır. Science Alert bu gerçeği “Mezozoik memeliler fosil kayıtlarındaki tanımlanabilir kalıntıların azlığı nedeniyle çok az anlaşılmıştır.” sözleriyle ifade eder. 15
Öyle ki Krause, kendisi de evrimci olmasına karşın  “Tüm yaşayan ve soyu tükenmiş memelilerin iskelet anatomisi hakkında bildiklerimizle Adalatherium gibi bir memelinin evrimleşeceğini hayal etmek zor”  demektedir. İlginç olan bir diğer nokta da bu fosilin 1999 yılında bulunduğu halde neden 20 yıl sonra açıklanmış olmasıdır?  Çünkü yukarıda belirttiğimiz gibi fosil çok netti, bütün kemik yapıları ortadaydı. 20 yıl boyunca hakkında araştırma yapılması için gerekçe neydi? Ya da bazı evrimciler, ( özellikle de David Krause)  Adalatherium’u Darwinist propaganda için kullanmakta bir sakınca olmadığını mı düşündüler? Çünkü fosil ile ilgili abartılı yorumların geneli David Krause’a aittir. Neticede Adalatherium üzerinde yapılacak donanımlı araştırmalar onun özelliklerini daha doğru bir şekilde ortaya çıkaracaktır. Tüm propaganda ve kurcalamalara rağmen evrim teorisinin çöküşü durdurulamıyor.  Evrimci bilim adamlarını objektif olmaya davet ediyoruz, fosillere yanlı yorumlar getirmek bilime zarar verir.

DİPNOT:

  1. https://www.google.com/amp/s/www.sciencealert.com/crazy-beast-of-gondwana-may-be-oldest-mammal-skeleton-found-in-southern-hemisphere/amp
  2. https://www.nature.com/articles/s41586-020-2234-8
  3. https://www.nature.com/articles/s41586-020-2234-8
  4. https://en.m.wikipedia.org/wiki/Gondwanatheria ve https://en.m.wikipedia.org/wiki/Multituberculata
  5. https://it.m.wikipedia.org/wiki/Paedotherium
  6. Pterosaur Heresies/3 Mayıs 2020 https://pterosaurheresies.wordpress.com/
  7. Pterosaur Heresies/3 Mayıs 2020 https://pterosaurheresies.wordpress.com/
  8. Pterosaur Heresies/3 Mayıs 2020 https://pterosaurheresies.wordpress.com/
  9. Pterosaur Heresies/3 Mayıs 2020 https://pterosaurheresies.wordpress.com/
  10. Pterosaur Heresies/3 Mayıs 2020 https://pterosaurheresies.wordpress.com/
  11. https://www.google.com/amp/s/www.sciencealert.com/crazy-beast-of-gondwana-may-be-oldest-mammal-skeleton-found-in-southern-hemisphere/amp
  12. https://www.google.com/amp/s/www.sciencealert.com/crazy-beast-of-gondwana-may-be-oldest-mammal-skeleton-found-in-southern-hemisphere/amp
  13. https://www.nature.com/articles/s41586-020-2234-8
  14.   (https://reptileevolution.com/ventana.htm)
https://www.google.com/amp/s/www.sciencealert.com/crazy-beast-of-gondwana-may-be-oldest-mammal-skeleton-found-in-southern-hemisphere/amp